Pazarlama Nedir?
Yaratıcılık, sezgiyle zekânın kesiştiği noktada doğar.
Pazarlama, en temel tanımıyla bireylerin ve kurumların ihtiyaç ve isteklerini karşılamak için değer yaratan, bu değeri iletişimle aktararak değişimi kolaylaştıran bir süreçtir.
Amerikan Pazarlama Derneği’ne (AMA) göre pazarlama, “müşteriler, ortaklar ve toplum için değer taşıyan tekliflerin oluşturulması, iletişimi, sunulması ve değişimini sağlayan faaliyetler bütünüdür” (AMA, 2017).
Modern pazarlamanın kurucularından Philip Kotler, pazarlamayı “ihtiyaçları kârlı bir şekilde tatmin etme sanatı” olarak tanımlar (Kotler & Keller, Marketing Management, 2016).
Bu tanım, pazarlamanın yalnızca satış odaklı bir işlev olmadığını; aynı zamanda insan davranışlarını anlamaya, algı yönetimine ve uzun vadeli değer yaratmaya dayandığını gösterir.
Peter Drucker ise pazarlamayı işletmenin merkezine yerleştirir ve “Pazarlamanın amacı, satış yapmayı gereksiz kılmaktır.” der (Drucker, The Practice of Management, 1954).
Bu bakış açısına göre doğru pazarlama stratejisi, ürünün kendi değerini anlatmasını sağlayacak kadar güçlü bir algı ve güven yaratmalıdır.
Theodore Levitt’in ünlü “Marketing Myopia (Pazarlama Miyopluğu)” kavramı da pazarlamanın özünü vurgular:
Şirketler ürün değil, fayda satarlar. Bir müşteri matkap değil, duvardaki deliği ister. Bu farkındalık, pazarlamanın merkezine “ürün” yerine “insanı” koyar.
Günümüzde dijitalleşme ve yapay zekâ teknolojileriyle birlikte pazarlama, veri bilimi, psikoloji, sosyoloji ve sanat gibi farklı alanlarla iç içe geçmiştir.
Artık markalar yalnızca bir hedef kitleye seslenmez; kişiselleştirilmiş deneyimler sunar, duygu ve sezgiyi veriye dönüştürür.
Sonuç olarak pazarlama, hem bilimsel hem sanatsal bir disiplindir.
Bilim yönü, analiz ve stratejiyle ilgilidir; sanat yönü ise duygulara, hikâyeye ve algıya dayanır.
Bu iki yön birleştiğinde pazarlama, modern dünyada yalnızca bir iş fonksiyonu değil, insanla marka arasındaki anlam köprüsüdür.
