Bu sergi, insanın yapay zekâ, hız ve görünmez dijital ağlarla kuşatılmış çağda kendisiyle kurduğu ilişkiyi sorgular. Teknolojiye ne hayranlıkla ne de korkuyla yaklaşır; onu bir eşlik alanı olarak ele alır. Buradaki her eser bir cevap değil, duraklama anıdır: bakmak, hissetmek ve iç sese yaklaşmak için. Sergi, geleceğe yürürken insanın kendisini yanına alıp alamadığını sorar ve izleyiciyi şu eşikte bırakır: Yalnız değilsin, ama hâlâ kendinle karşı karşıyasın.
Eser

Başlangıçta aramızda sadece cam vardı; kırılgan, şeffaf, neredeyse yok sayılabilecek kadar ince… Bakışlarımız birbirine ulaşabiliyor, nefeslerimiz aynı boşlukta asılı kalıyordu. Yakındık. Sonra zaman geçti; cam ortadan kalktı ve yerini acıdan örülmüş, suskunluktan kalınlaşmış, her hatırayla ağırlaşan görünmez duvarlar aldı. Eskiden kırılabilecek kadar narin olan mesafe, şimdi kolay yıkılamayacak kadar ağır. Bu, iki insanın birbirine en yakın olduğu yerde nasıl sonsuzca uzaklaşabildiğinin hikâyesi: Cam kayboldu, ama duvar kaldı. Ve ben yaşamaya devam ediyorum.
